Kader ve Ecel: İslam'da Ölüm Anlayışı Değerli kardeşlerim, bugün hayatımızın en temel gerçeklerinden, ama belki de en çok düşünmekten çekindiğimiz bir konudan bahsedeceğiz: Kader, Ecel ve Ölüm. Merhum Metin Balkanlıoğlu hocamızın veciz ifadeleriyle konumuza giriş yapalım. 1. Allah'ın Kırdığı Üç Kalem Metin Balkanlıoğlu hocamız der ki: "Allah, her biriniz hakkında üç kalem kırmıştır." Bu üç kalem, hayatımızın en kritik anlarını ve bu anların mutlak takdirini ifade eder: a. Ölüm Vakti (Ecel-i Müsemma): "Doğacağınız günü belirleyen Allah, öleceğiniz saliseyi de belirlemiş ve kalemi 'çat' diye kırmıştır. Ölüm tarihiniz değişmez." Bu, hayatımızın son anının, yani ecelimizin, Allah katında kesinleşmiş olduğu anlamına gelir. Ayet-i Kerime'de buyrulur: "Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geri bırakırlar ne de bir an ileri alabilirler." ($A'râf Suresi, 34$) Örnek 1: Bir doktorun, hastasına "6 ay ömrün kaldı" demesi, Allah'ın takdirini değiştirmez. Ya da bir kişinin kendisini aşırı tehlikeli durumlara atması, ecelini erkene almaz; Allah o kişinin o şekilde öleceğini zaten bilmektedir. Örnek 2: Çok sağlıklı yaşayan, spor yapan, beslenmesine dikkat eden bir kişi, genç yaşta vefat edebilirken; kötü alışkanlıkları olan, sağlıksız beslenen bir kişi seksenli yaşları görebilir. Bu durum, ecelin kişisel tercihlerden bağımsız olarak ilahi bir takdir olduğunu gösterir. Örnek 3: Sadakanın ömrü uzatması ise, ya ömrün bereketlenmesi (nicelik değil, nitelik olarak hayırlı ve verimli geçmesi) ya da Allah'ın o kişinin sadaka vereceğini bilerek, ezelde ömrünü uzun takdir etmesi şeklinde anlaşılır. Yani sadaka, Allah'ın ilmini değiştirmez, bilakis O'nun ezeli ilminin bir tecellisidir. b. Ölüm Mekanı: "Öleceğiniz yer belirlenmiştir. Lokman Suresi'nde buyurulduğu gibi: 'Hiçbir nefis nerede öleceğini bilemez.' Eğer bir insanın bir yerde ölmesi takdir edilmişse, Allah onu oraya -adeta bir elektrik süpürgesinin tozu çekmesi gibi- bir ihtiyaç vesilesiyle çeker götürür." Nerede vefat edeceğimiz de Allah'ın mutlak ilmi dahilindedir. Bu, tevekkülün en güzel örneklerinden biridir. Kişi, ölümden kaçmak için dünyanın bir ucuna dahi gitse, aslında kaderinde yazılı olan o mekana doğru yol almaktadır. Örnek 1: Depremden korkup başka şehre veya ülkeye kaçarken yolda kaza geçirip vefat edenler bu hakikatin canlı kanıtlarıdır. Onlar depremden kaçtıklarını düşünürken, aslında kaderlerindeki ölüm mekanına doğru ilerlemişlerdir. Örnek 2: İş için, eğitim için veya tatil için uzak diyarlara giden bir kişinin, doğduğu topraklardan binlerce kilometre uzakta eceliyle karşılaşması. Bu, Allah'ın takdirinin ne kadar ince işlediğini gösterir. Örnek 3: Bir gemi kazasında hayatını kaybedenler. Belki de o gemiye binmekten son anda vazgeçenler veya bilet bulamayanlar olmuştur. Herkes için ölüm mekanının ve zamanının önceden belirlenmiş olması, Allah'ın mutlak iradesini ortaya koyar. Hadis-i Şerif'te: "Allah bir kulunun bir yerde ölmesini takdir ettiğinde, o kulun orada bir işi (ihtiyacı) çıkmasını sağlar." ($Tirmizî, Kader, 11$) c. Ölüm Biçimi ve İman Hali (Hüsn-i Hatime): "Üçüncüsü; ölüm biçiminiz belirlenmiştir. Kesilerek mi, boğularak mı, yanarak mı... Ama nasıl ölürseniz ölün, Allah'ın bizden tek bir şartı vardır: Müslüman olarak ölmek." Ölüm şeklimiz de kaderin bir parçasıdır. Önemli olan, hangi hal üzere öldüğümüzdür; imanla mı, imansız mı? Örnek 1: Denizde boğulmak, yatakta kalp krizi geçirmek, bir trafik kazasında aniden vefat etmek veya uzun bir hastalığın ardından ruhu teslim etmek... Tüm bu farklı ölüm biçimleri arasında en kıymetlisi, Allah'a iman etmiş bir kul olarak ruhumuzu teslim etmektir. Örnek 2: Kabe'ye yapışarak ölmek isteyen, secdede "Sübhane Rabbiyel Ala" derken vefat etmeyi dileyen insanlar vardır. Bu, güzel bir ölüm arayışıdır. Ancak Allah'ın bizden asıl beklentisi, nasıl ölürsek ölelim, iman üzere ölmektir. Ayet-i Kerime: "Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa öylece sakının ve ancak Müslümanlar olarak ölün." ($Âl-i İmrân Suresi, 102$) Örnek 3: Bir müminin, vefat etmeden hemen önce Kelime-i Şehadet getirecek kadar bilincinin açık olması veya son nefesinde dahi Allah'ı zikretmesi, hüsn-i hatimenin en güzel göstergelerindendir. Bu, kişinin hayatını nasıl yaşadığının bir yansımasıdır. 2. Dini Kaynaklar Işığında Konunun Geliştirilmesi A. Ecelin Değişmezliği ve Hikmetleri Ecel-i Müsemma: İslam alimleri, ecelin "Ecel-i Müsemma" yani kesinleşmiş, değişmez bir süre olduğunu belirtirler. İnsanın sağlıklı yaşaması ya da risk alması, Allah'ın bu ezeli bilgisinin dışına çıkması demek değildir. Her şey Allah'ın ilmi dahilindedir. Sadakanın Ömrü Uzatması: Hadislerde geçen "sadakanın ömrü uzatması" ifadeleri, genellikle iki şekilde yorumlanır: Ömrün Bereketlenmesi: Nicelik olarak değil, nitelik olarak ömrün daha hayırlı ve verimli geçmesi. Kısa bir ömre çok ibadet, çok hayır sığdırılması gibi. Ezeli İlahi Takdir: Allah'ın, o kişinin sadaka vereceğini bilerek, ezelde onun ömrünü zaten uzun takdir etmesidir. Yani sadaka vermek, Allah'ın bilgisini değiştirmez, bilakis O'nun ezeli ilminin bir tecellisidir. Örnekler: Bir bilim insanının, insanlığa faydalı bir buluş yapmadan vefat etmesi, onun ecelinin o ana kadar olduğunu gösterir. Belki de o buluşu yapacak kişi bir başkasıdır. Savaşta şehit düşen bir askerin genç yaşta vefat etmesi. O askerin görevi ve eceli o an orada bitmiştir. Bu, onun için bir kayıp değil, Allah katında büyük bir kazançtır. B. Ölüm Mekanının Takdiri ve Tevekkül İlahi Vakumlama Etkisi: Hadis-i Şerif'te geçen "Allah bir kulunun bir yerde ölmesini takdir ettiğinde, o kulun orada bir işi (ihtiyacı) çıkmasını sağlar" ifadesi, Metin Balkanlıoğlu hocamızın "elektrik süpürgesinin tozu çekmesi gibi" benzetmesiyle örtüşür. Bu, Allah'ın takdirinin nasıl işlediğine dair bir tasvirdir. Tevekkül ve Tedbir: Bu durum, bize tevekkül bilincini aşılar. Tedbir almak elbette kulluk vazifemizdir. Ancak tüm tedbirleri aldıktan sonra dahi sonuç Allah'a aittir. Ölümden kaçış yoktur. Önemli olan, her an ölüme hazır bir şekilde, Allah'ın rızasına uygun bir hayat yaşamaktır. Örnekler: Bir kişinin, yıllarca yaşadığı evinden taşınıp yeni bir eve yerleştikten kısa bir süre sonra vefat etmesi. Belki de eceli o yeni evdeydi ve Allah onu oraya taşıdı. Bir müteahhidin, inşa ettiği sağlam binalardan birinde çalışırken kaza geçirip vefat etmesi. Kendi eseri olan bir yerde ecelini bulması, takdirin ne kadar şaşırtıcı olabileceğinin bir göstergesidir. Uçak kazasından son anda kurtulan bir yolcunun, daha sonra başka bir sebeple hayatını kaybetmesi. Bu, ecelin ertelenmediğini, sadece farklı bir şekilde tecelli ettiğini gösterir. C. Hüsn-i Hatime: Güzel Bir Son ve Şehadet İmanın Önemi: Ölüm anının en kritik noktası, o anki iman halimizdir. "Kişi nasıl yaşarsa öyle ölür, nasıl ölürse öyle diriltilir." ($Müslim$) Bu hadis, hayatımızı iman üzere yaşamanın ve Salih amellerle doldurmanın önemini vurgular. Şehadet Kavramının Genişliği: İslam'da şehadet sadece savaş meydanında can vermekle sınırlı değildir. Peygamber Efendimiz (sav) birçok farklı ölüm şeklini de şehadet kapsamına almıştır: Suda boğulan. Göçük altında kalan (deprem, maden kazası vb.). Yangında vefat eden. Veba gibi salgın hastalıklardan ölen. Doğum sırasında vefat eden kadın. Midesinden rahatsızlanarak ölen (iç hastalıklar). Malını müdafaa ederken öldürülen. İlim tahsil ederken vefat eden. Acı Verici Ölümün Hikmeti: Bu örnekler, videoda bahsedilen "acı verici" ölüm şekillerinin aslında mümin için bir rahmet vesilesi olabileceğine işaret eder. Şehitlik mertebesi, büyük acılarla dahi olsa, günahların affına ve ahiretteki derecenin yükselmesine vesile olabilir. Önemli olan, o zorluğa imanla sabretmek ve Allah'a teslim olmaktır. Örnekler: Uzun süren vefat öncesi hastalıklar, çoğu zaman günahlara keffaret olarak kabul edilir. Mümin, çektiği her ağrı ve acıyla günahlarından arınır. Bir itfaiyecinin, yangında bir hayat kurtarmaya çalışırken vefat etmesi. Bu hem mesleki bir görev hem de şehitlik mertebesine ulaşma vesilesidir. Ders çalışırken, ilim öğrenirken vefat eden bir öğrenci veya öğretim görevlisi. Bu da ilim yolunda verilen bir can olduğu için özel bir değere sahiptir. Sonuç Değerli kardeşlerim, Kader ve Ecel inancı, bizlere bir yandan Allah'ın mutlak kudretini ve her şeyi kuşatan ilmini hatırlatırken, diğer yandan da hayatımızı bilinçli, sorumlu ve iman üzere yaşamanın önemini öğretir. Ölüm bir son değil, yeni bir başlangıçtır. Önemli olan, bu başlangıca nasıl bir hazırlıkla gittiğimizdir. Her nefesimiz bir adım daha ölüme yaklaşırken, her anımızı Allah'ın rızasına uygun geçirmeye gayret etmeliyiz. Rabbim cümlemize hüsn-i hatime nasip eylesin, bizleri imanla yaşayan ve imanla ahirete göçen kullarından eylesin. Amin.